içinde , ,

Sinema Tarihinin Rahatsız Edici 10 Filmi

10- Requiem For a Dream

1978 tarihli Hubert Selby Jr.’ün romanından, 2000 yılında sinemaya uyarlanan, yönetmenliğini Darren Aronofsky’nin yaptığı ve başrollerini Ellen Burstyn, Jennifer Connelly, Marlon Wayans ve Jared Leto’nun paylaştığı bir trajedi filmidir. Ellen Burstyn bu film ile 2000 Akademi Ödülleri En İyi Aktris ödülüne aday olmuştur.

Uyuşturucu bağımlısı bir genç, ile televizyon bağımlısı annesi ile aralarında ki uçurum gittikçe açılmaktadır. Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın

zayıflama hapları kullanmaya başlar. Bu bağlılıklar onları hayattan koparmaya başlar.

Müzikleri, hikaye anlatışı, prodüksiyonu ile nam kazanmış, izleyiciyi başlarda yormayan ama ilerledikçe suffocating yaparak bir an önce bitmesini istediğimiz filmlerin başında geliyor.

 

9- C’est Arrive Pres De Chez Vous

Yönetmenliğini Remy Belvaux, André Bonzel ve Benoît Poelvoorde’n yaptığı başrollerini Benoît Poelvoorde, Jacqueline Poelvoorde Pappaert, Nelly Pappaert’n paylaştığı uç sinemanın ender örneklerinden.

Remy, Andre ve Patrick adında üç sinema öğrencisi ödev olarak Benoit’nın günlük yaşamını ve günlük yaşamın parçası olan cinayet alışkanlığını filme almak isterler.
Zaman ilerledikçe farkederler ki Benoit, diğer katillerden farklıdır. Zeki, entelektüel ve sosyal bir insandır, oldukça normal bir yaşamı ve mutlu bir ailesi vardır. Bir yandan bütün olağanlığı ile Benoit’nın günlerini ve işlediği cinayetleri filme alan ekip, yavaş yavaş kenilerini bu cinayetlerin bazılarına yardım ederken bulurlar.

Belçika bağımsız yapımcılardan çıkan, Kurmaca belgesel olmasından dolayı izleyenlerin de ilgisini çeken filme bu türden hoşlanıyorsanız mutlaka bir göz atın!

8- We Need to Talk About Kevin

Lynne Ramsay’in yönetmenliğini yaptığı 2011 yılında yayınlanan psikolojik gerilim filmi. Lionel Shriver’ın aynı isimli romanından uyarlanmıştır. Film 2005’te projelendirilmiş olmasına rağmen,çekimlerine ise Nisan 2010’da başlanmıştır.

Eva, Kevin’a hamile kaldığı gençlik yıllarında bütün kariyer planlarını ve hedeflerini bir kenara koyarak çocuğunu dünyaya getirmeye karar verir. Çocukluğundan beri Kevin’ın bazı hareketlerinden rahatsız olan Eva, şüphelerine rağmen bir yeterince bir önlem alamamaktan rahatsız olmaktadır. Deyim yerindee ise saçını süpürge eden bu Annenin oğlu için hayatından yaptığı bu fedakarlık maalesef Kevin’in çocukluk yıllarından itibaren başlayarak hayatlarını ters yönde etkilemeye başlar. Kevin 15 yaşına geldiğindeyse lisedeki çete gruplarıyla takılmaya başlar ve hiç kimsenin hoş görmeyeceği olaylara karışır.

Eva oğlunun hatalarından dolayı derin sorumluluk ve suçluluk duyarak, nerede yanlış yaptığını sorgulamaya başlar…

Eleştirmenler tarafından Tilda Swinton’ın şimdiye kadarki en üstün oyunculuk performası olarak değerlendirilen filmin diğer başrollerini bugüne kadar komedi filmlerindeki performanslarıyla hatırladığımız Baba rolünde John C. Reilly ve genç oyuncu Ezra Miller yer alıyor.

Müziklerini Radiohead grubundan Johnny Greenwood’un yaptığı psikolojik gerilim türündeki film ülkemizde ilk kez 2011 Filmekimi’nde seyirciyle buluşmuştu.

7- Das Experiment

Oliver Hirschbiegel tarafından yönetilen Deney ya da Almanca adıyla Das Experiment, Stanford hapishane deneyini konu alan 2001 yapımı Alman filmidir.

Bir bilim adamının düzenlediği ve tamamı erkeklerden oluşan 20 denek, bittiğinde toplamda 4000 mark alacakları bir deneye katılırlar. Hiçbiri hayatında hapishane yüzü görmemiş olan denekler, hapishane ortamına dönüştürülen deney sahasında iki hafta boyunca, “yönetenler ve yönetilenler” olarak iki gruba ayrılarak yaşamak durumunda bırakılmayı kabul ederler. Denekler, ya verilecek olan para için ya da yaşamlarına farklı bir deneyim katmak amacıyla bu deneye katılmışlardır. Başroldeki Tarek ise; bu işin iç yüzünü belgeleyip bir gazeteye satmak ve yaşanılacak olası olaylara tanıklık etmek amacıyla orada bulunmaktadır. Deneyin amacı ise; insanlara giydirilen roller ve bu rollerin, bireyi ne kadar zamanda gerçek benliğini ele geçirerek yabancılaştıracağı ve bu süreçte kişinin, bu yabancılaşmaya ve kendisine biçilen role, ne denli uyum sağlama ya da kendi benliğini muhafaza etme iradesine haiz olup almadığının belirlenmesidir.

Deneyde ilk başlarda her şey yolunda gibi görünse de, Tarek’in söz dinlemez ve kışkırtıcı tavırları gardiyanların belirlenen koşulların “yönetenleri”, uygulamak zorunluluğuyla yükümlü kıldığı yaklaşımsal koşutların hayata geçirmesine mecbur bırakınca hapishane içerisinde güç çatışmaları yaşanır. Bireyler kendilerine verilen rollere düşünülenden önce yatkınlık gösterip, o rollerin gerektirdiği davranışsal yönlenmeleri benimseyerek açığa çıkarırlar. İlk zamanlardan itibaren kontrol altında olan deney, belirlenen sınırların yıkılarak; adaletin ve bireyin yaşam hakkının olmadığı bir anarşi ortamına ve çıldırışsal davranışın açığa çıkarıldığı kontrolsüz bir yapıya dönüşmesiyle kontrolden çıkar ve sonlara doğru, insanların canını kurtarmak için verdiği yaşam mücadelesi şekline dönüşür. Bu mücadele, şiddetli ve bir o kadar da kanlı bir sonla noktalanarak, sonu trajedi olan bir deneyi sonuçlandırır.

Başrollerini Moritz Bleibtreu, Christian Berkel, Andrea Sawatzki’nin paylaştığı rahatsız edici bu filmin hikayesini ise 1971 yılında çıkan Philip Zimbardo’ya ait Stanford hapishane deneyini anlatan Das Experiment Black Box adlı kitaptan esinlenilmiştir.

6- Salo

1975 İtalya Fransa ortak yapımı dramatik filmdir. Özgün adı Salò o le 120 giornate di Sodoma ya da daha yaygın bilinen şekliyle kısaca Salò’dur. Pier Paolo Pasolini’nin yönettiği film Türkiye’de önce Mart 1992’de 11. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde, sonra da Nisan 2007’de 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Passolini, Sergio Citti ile birlikte filmin senaryosunu da yazmıştır.

Konusu ise, 1944 yılında Nazi Almanyası’nın kontrolünde Kuzey İtalya’da kurulmuş kısa ömürlü bir kukla devlet olan ve “Salò Cumhuriyeti” olarak da bilinen faşist İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nde geçer. Şehrin ileri gelen seçkinlerinden dört sefih 9 kız 9 erkek 18 genç insanı bir şatoya kapatırlar. Beraberlerindeki 4 yaşlı fahişe ile birlikte 120 gün boyunca bu genç kölelere bir dizi fiziksel, ruhsal ve cinsel işkence uygularlar.

Kısaca filmi şöyle anlatalım da izleyip izlemeyeceğinize şöyle karar verin;
Başrollerini Paolo Bonacelli,Giorgio Cataldi, Umberto Paolo Quintavalle, Aldo Valletti’nin paylaştığı Yönetmenliğini Pier Paolo Pasolini’nin üstlendiği bu filmdeki işkence sahnelerinde faşizm metaforu kullanılmaktadır. Filmin ünlü ‘seks kölelerine toplu olarak zorla dışkı yedirme sahnesi’ kapitalist tüketim toplumunun abur cubur yiyecek endüstrisi ve fast-food kültürünün bir metaforudur. Ama merak buyurmayın tabii ki de gerçek dışkı yememişler. Burada tüketilen madde, çikolata ve portakal marmelatından yapılmış bir karışım mış sadece.

5- Frontiere s

Xavier Gens 2007 yılında yönetmenliğini üstlendiği bu filme Fransız Hostel’i dersek çok da haksız sayılmayız sanırım. Fransız başkanlık seçimlerinde muhafazakarlar ve aşırı solcu taraf karşı karşıya gelir. Kırsal bölgelerde isyanlar boy göstermiştir. Şehir merkezindeki kaos ortamından yararlanmak isteyen hırsız çeteleri, büyük bir soygun hazırlığındadır. Eğer Başarılı oldurlar ise ülke dışına kaçaçak ve çetenin kadın üyesinin çocuğunu aldırabilmesi için gereken parayı elde edeceklerdir.
Ancak soygun sırasında işler kötü gider ve grup bölünür. Polisten kaçmaya çalışan bazı çete üyeleri, Lüksembourg sınırı yakınında ıssız, köhne bir pansiyona saklanırlar. Soyguncular kaba saba görünümlü otel sahiplerinin, eski bir Nazi olduğundan habersizdirler. Pansiyon sahibi kendi ari ırklarından oluşan yeni dünya düzeni kurmak için, faşist fantezilerini bu kişiler üzerinde gerçeğe dönüştürmek için her şeyi yapmaya hazırdırlar. Ancak beyaz ırkçıların dışarıda bu hayallerini uygulama şansı olmadığı için sahibi oldukları otelde çeşit çeşit sapıklık ve yozlaşmayla dolu ürkütücü bir atmosfer yaratmalarına yol açmıştır.
Artık genç kahramanlarımızın azap ve çilelerle dolu günleri başlamıştır. Otelin karanlık ve ürkütücü odalarında her türlü aşağılama ve işkenceye tabi tutulurlar.
Film de neredeyse yok yok. Naziler, Yamyamlık, Vahşi Çocuklar, Sapkın aileler… İçerdiği materyaller nedeni ile de oldukça rahatsız edici bir yapım halini alan Frontiere S temkinle yaklayabileceğiniz yapımlar arasında yerini alıyor.

4- Oldboy

Park Chan-Wook yönetmenliğindeki Oldboy, Film Oh Dae-su’nun yağmurlu bir gecede kaçırılmasını ve 15 yıl boyunca bir odada esir kalmasını anlatarak başlar. Odada bir televizyon ve ihtiyaçlarını karşılayacak banyo, yatak vb. eşyalar bulunmaktadır. Esir kaldığı sürede Oh Dae-su’ya ne kadar esir edileceği söylenmez.

Oh Dae-su’nun aklını kaçırmaması için yemeğine şizofren hastalarında kullanılan ilaçlar karıştırılmaktadır. İlerleyen zamanlarda odasındaki televizyondan karısının öldürüldüğü haberini duyar. Kendisini esir alanlar suçu Oh Dae-su’nun üstüne atmışlardır. Oh Dae-su bunu kendine yapanı bulmak için, yaptığı tüm kötü şeylerin listesini çıkarır. Asla pes etmez ve duvarı kazmaya başlar. 15 yıl sonunda duvarda, gerçek dünyaya ulaşabilen bir delik açmayı başarır. Ertesi sabah hipnotize edilerek 15 sene önce kaçırıldığı yerin yakınındaki bir binanın çatısına bırakılır.

Choi Min-sik’in performansı ile göz doldurduğu bu filmi kaçırmamanızı öneririm.

3- Irreversible

2002 yılı yapımı Gaspar Noé tarıfından çekilen Fransız drama filmi. Noe yönetmenliğin dışında senarist ve yapımcı koltuğunda da oturmuştur. Filmde Monica Bellucci, Vincent Cassel ve Albert Dupontel gibi oyuncular yer almıştır. Doğrusal olmayan bir anlatı ve farklı çekim yöntemleri kullanarak çekilen filmin müzikleri Thomas Bangalter tarafından bestelenmiştir.

Filmde üç adet temel karakter bulunur. Monica Belluci’nin canlandırdığı Alex, onun sevgilisi Marcus ve Alex’in eski kocası Pierre. Alex hamile olduğunu öğrenir ancak hamileliğinden diğer iki karaktere de bahsetmez. Bu üçlü birlikte bir partiye gitmeye karar verirler ancak Alex ve Marcus arasında çıkan bir tartışma sonrasında Alex partiyi terk etmeye karar verir. Eve dönüş yolunda girdiği bir alt geçitte bir yabancı tarafından saldırıya uğrayan Alex, sadece tecavüz edilmekle kalmaz, çok ciddi bir biçimde de dövülür. Bir başka sahnede gösterildiğine göre Alex komada hastaneye kaldırılırken Marcus ve Pierre onu sedye üzerinde görürler ve intikam almaya karar verirler. Tecavüzcünün adını ve nerede olduğunu öğrenen ikili, Rectum isimli bir homoseksüel kulübünün yolunu tutarlar. Sinirle içeriye giren ve tecavüzcüyü arayan ikili, nihayet tecavüzcü zannettikleri bir kişi ile kavga etmeye başlarlar ki bu sahne sonunda Pierre elinde bir yangın söndürme tüpü ile kavga ettikleri kişinin kelimenin tam anlamıyla suratını dağıtır. Ancak dayak attıkları kişi asıl tecavüzcü değildir, o bütün kavga anını eğlenerek izlemektedir.

Yönetmen, aynı Memento filminde olduğu gibi, hikâyeyi tersten anlatma yöntemini seçmiştir. Buna göre intikam sahnesi önce gösterilmiş, tecavüz sahnesi ise sonraya bırakılmıştır. Bütün film boyunca dönen kamera, tecavüz sahnesinde seyirciye inat sabit kalmıştır. Avrupa da gösterildiği salonlarda seyircilerin koltukları parçaladığı PR’i ile herkesin dikkatini çekmişti. Film çekildiği sıralarda da evli olan Monica Belluci ve Vincent Cassel bu sahne sırasında sinir krizleri geçirdiği ağır depresyon tedavisi aldığını söylemişti.

2- A Serbian Film

Srđan Spasojević’in yönettiği, 2010 yapımı Sırp korku filmidir. Filmde emekli bir porno oyuncusunun son olarak bir sanat filminde rol almayı kabul etmesi, ancak ardından aslında bu filmin sapkın bir film olduğunu anlaması işlenir.

Miloš, genç karısı ve küçük oğluyla sade bir hayat süren emekli bir porno oyuncusudur. Ekonomik olarak zor bir dönemden geçmesine rağmen ev yaşantısı oldukça mutludur, en büyük problemi ise Miloš’un aile yaşantısını kıskanan polis memuru erkek kardeşi Marko’dur…

pedofili, nekrofili, çocuk istismarı gibi temaları sonuna kadar kullanan, bunu izleyiciye korkmadan çekinmeden sunan Sırp Filmi’ni pek de önermiyorum.

 

1- Cannibal Holocaust

İtalyan yapımı korku macera filmidir. İtalya dahil birçok ülkede İngilizce olan bu özgün ismiyle gösterime sunulmuştur…
Senaryosunu Gianfranco Clerici’nin yazdığı ve Ruggero Deodato’nun yönettiği filmin çekimleri konunun geçtiği mekanlarda yani Amazon yağmur ormanlarında yapılmıştır. Film tanınmamış oyuncularla çekilmişti.

Çok tartışma yaratmış bir film olan “Cannibal Holocaust” İstismar Sinemasının en tipik örneklerinden biridir. Bu alt türün bütün ögelerini en uç noktalara kadar kullanmaktan çekinmemiş olan film daha Milano’daki ilk gösteriminde mahkemece yasaklanmış, filme el konmuş ve yönetmeni Deodato da müstehcenlik suçlamasıyla tutuklanmıştı. Hatta filmde öldürülen oyuncuların rol gereği değil de sahiden öldürülmüş olduğu iddiaları bile ortaya atılmıştı, yani filmin bir snuff film olduğu suçlamasına maruz kalmışlardı (Snuff film: sadistçe bir seks eylemi sırasında oyuncuların katledildiği yasa dışı çekilmiş pornografik film türüne verilen ad), gerçi Deodato bu suçlamadan aklandı ama film yine de birçok ülkede yasaklandı. Bu yasaklar bu ülkelerin birçoğunda hala geçerliliğini koruyor. Filmin yasaklanma gerekçelerinden biri de onlarca hayvanın kamera karşısında vahşice katledilmeleriydi.

Film ormanın derinliklerinde yaşayan yerli kabilelerle ilgili bir röportaj yapmaya giden dört kişilik bir belgesel film ekibinden bir daha haber alınamaması üzerine bir antropolog’un film ekibini aramaya çıkması ile başlar. Araştırmaları sırasında antropolog ve beraberindekiler ormanda belgesel ekibinin çektiği filmlerin kutularına ulaşırlar. Bu filmleri izlediklerinde ise bu insanların başlarına nelerin geldiğini dehşetle öğrenirler.

 

Extra : August Underground’s Mordum
Listedeki belki de Gore film kategorisinde en uç noktalara oynayacak bir yapım olduğunu düşünüyorum. Günümüzde revaçta olan VLOG olayının bir katil tarafından hunharca sömürülmesini konu alıyor.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yükleniyor …

Yükleniyor …

0

Ne düşünüyorsun?

Olcayto İlkay tarafından yazılmıştır.

1985 Milas'da doğdu. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi üçüncü sınıf hala devam etmekte. Bir kamu kuruluşunda Bilgi İşlem görevlisi olarak çalışmakta. Çeşitli Televizyon ve Radyo kanallarında Ses Prodüksiyonu ve Program içeriği hazırlamıştır.

Düşmek, kaybolmak, kendini bulmak