içinde ,

JAN VAN EYCK – “ARNOLFİN’NİN EVLENMESİ” ESERİNİN GİZEMİ

 

  Ahşap üstüne yağlıboya, 81.8×59.7 cm; National Gallery, London

Flaman sanatçı Jan Van Eyck, kuzey Rönesans sanatına ve dönemine bu eseriyle tam anlamıyla bir terspektif bakış katmıştır. Sanat tarihinin en bilinen, tartışılan ve bir çok konuda hala belirsizliğini koruyan eserlerinden biri olan Arnolfin’nin Evlenmesi resmi, simgesel bir çok anlatım barındırmaktadır. Tüm resim incelemelerinde karşılaşılan, ‘Adamın kafasında bir şapka, şapkanın üzerinde bir şamdan var’, cümlesinde olduğu gibi, sıkıcı detaylarda boğulmadan, direk sembolik anlamlar içeren betimlemeleri ele almaya çalışacağım fakat resmi incelemeden önce döneminden ufak bir bahsetmek istiyorum.

15.  Yy’ da Rönesans ile birlikte kilisenin ve baskısının azaldığı, ticaret yoluyla kendi zenginliklerini ve güçlerini bulan ailelerin oluştuğu bir dönemdeyiz. Bu dönem, zenginliklerini, güçlerini zamanın ünlü ressamlarına kendi portrelerini yaptırarak, ele güne karşı kanıtlamak ve gösteriş yapmak isteyen burjuva sınıfının hakim olduğu bir dönem. Dolayısıyla resmimizin merkezinde yer alan kişiler de burjuva sınıfa ait bir tüccar olan Giovanni Amalfi ile eşi Giovanna Cenam’dır. Resimde odanın penceresinin hemen önünde yere dökülen portakallar da,  o dönemde Brugge ve çevresinde çok zor bulunan, oldukça pahalı olan bir meyve olduğu için çiftin zenginliğini gösteriyor. Hatta belki de Amalfi’nin ticaretini yaptığı şeyin portakallar olabileceğini düşündürüyor. Resmin geneline baktığımızda da tüm kıyafetler, oda ve içindeki tüm nesneler, takılar vs her şey zenginliğin, şatafatın ve lüksün resmi olarak bizleri karşılıyor. Kuzey Rönesansın en belirgin özelliği olarak tüm bu detaylar çok büyük bir emek ve özenle resmediliyor. Özellikle Jan Van Eyck tek bir fırça kılıyla çalışmışcasına ince bir işçilik gösteriyor.

Çoğu sanat tarihçisine göre bu resimde bir evlilik merasimi olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra ticaret karşılığı gönülsüz bir kız verme olayı ya da Amalfi’nin aslında yıllar önce ölen eşine ithafen bir anma resmi olduğu da söyleniyor. Çiftin suratlarındaki ifadelere bakınca, aslında gönülsüz gibi görünüyorlar ancak detaylara indiğimizde, tüccarın sağ elinin, eşinin kalbi yönünde kalkmış olması ve kadının gözlerinin de kalbine dönük o ele bakıyor olması, bir bağın ve sevginin göstergesi olarak bize romantik bir ters köşe yapıyor.

Jan Van Eyck yine döneminin bir geleneğini bozarak, ilk defa nikah niteliğinde bir konu resmetmiş ve döneme bu anlamda damgasını vurmuştur. Vurduğu bir diğer damga da, Eyck’ın bitkilerden yaptığı, boyalarda bağlayıcı madde olarak yumurta kullanmak (tempera tekniği) yerine yağ kullanmaya başlayıp, renkleri daha canlı ve saydam tutarak daha detaylı ve güzel resimler çıkartabiliyor olması olmuştur. Bu yüzden yağlıboyanın yaratıcısı olarak da bilinir ama aslında tekniğin geliştiricisi demek daha doğru olur.

Bu tablo ile ilgili en çok bilinen yanlışlardan biri ise Cenam’ın hamile olduğu düşüncesidir. Oysa, bakıldığında bariz bir şekilde hamile gibi gözüküyor olmasının tek sebebi, dönemin modası olan bol katlı bir elbise giyiyor ve rahat hareket edebilmek için elbisenin katlarını eliyle önde topluyor olmasıdır. Ki zaten başındaki beyaz işlemeli örtü de kadının bekaretinin ve masumluğun simgesidir. Bununla birlikte ressamın muazzam bir incelikle resmettiği, çiftin tam ortasında yer alan köpek, zaten özellikle Kuzey Rönasansında direk sadakatin ve güvenin simgesidir. Resimde ön ve arka tarafta gözüken içe dönük çıkarılmış terlikler de İncil’deki anlatımıyla yeni başlayacak temiz bir hayatı ve sadakati simgeliyor. İncil demişken aslında bu resmin içerisindeki simgeler ve kişileri temsil eden renkler incelendiğinde tamamen baba, oğul ve kutsal ruh üçlemesine ithafen bir anlatım olduğu sonucuna da ulaşılıyor. Ancak, bu kadar derine inmeden bile yine resmin üst merkezinde yer alan şamdanda, gündüz vakti yanan bir tek mumun olması, Tanrı’nın tekliğini ve hayatın gelip geçici olduğunu simgeliyor. Bununla birlikte resmi en popüler ve özel kılan nesne olarak, arkada yer alan dış bükey ayna, Tanrı’nın gözü olarak bilinmektedir ve çevresinde de İsa’nın çarmıhtan indirişini resmeden on adet minik resim bulunmaktadır.

Bu ayna ile birlikte Eyck, resim sanatına sihirli bir dokunuş katarak resmen bize içinde bulunduğumuz dünyanın ötesinde, arkasında ya da berisinde başka bir dünyayı, oradaki kişileri ve olayları aynı anda gösteriyor. Benim gözümde hem bir zaman bükücü, hem bir zeka küpü hem de psikopat derecede detaycı bir yetenek olarak dönemin çok ötesinde bir kahraman oluyor. Aynada gördüğümüz resme arkadan bakma şansı veren ressam, odanın göremediğimiz tarafını gösterirken, bir ilk olarak kendini de yaptığı resme dahil ediyor. Yanında gözüken genç de çırağı ve nikahın şahidi olarak düşünülüyor. Aynanın iki yanında bulunan tesbih ve süpürge de yine İncil’in içinde yer alan ‘inan ve çalış’ sözlerinin simgesi olarak kullanılıyor.

Jan Van Eyck’in kendini resme görsel olarak dahil etmesinin yanı sıra en büyük detaylardan biri de, aynanın üzerinde yer alan imzası. Burada Latince olarak “Johannes de eyck fuit hic” (Jan Van Eyck De buradaydı) yazıyor. Bu yazı tarihte ilk defa bir resmin, resmi bir tanıklık belgesi olabileceğini gösteriyor. Eyck burada sadece Giovanni’leri resmetmekle kalmayıp, onların nikahına şahitlik yaptığını hem resimdeki siluetiyle hem de aynanın üzerine attığı imzasıyla kanıtlıyor. Bu noktada ressamın “ben de buradaydım” vurgusu beni, sanat ve sanatçılar adına psikolojik bir çözümlemeye doğru  da çekiyor. İnsanın doğasında olan bu duygu iyi ki var ve ressamlar bunu en zirvede yaşayarak eserleriyle yüz yıllar sonra bile burada olabiliyorlar, üstelik yaşadıkları dönem ve dünyayla birlikte…

Not: Evet sevgili Arnolfin, Putin’e çok benziyor. kendimce bir tüyo vereyim. Eğer bir resimde yüzler Putin’e benziyorsa o resmi Jan Van Eyck’in yapmış olma olasılığı oldukça yüksek. 😉

Ne düşünüyorsun?

Ezgihan Aksu tarafından yazılmıştır.

Merhabalar, ben Ezgihan ama kısaca Ezgi diyenler oldukça fazla. Liseden bu yana görsel sanatlar üzerine eğitim alan fakat bir çok şeyde olduğu gibi asıl eğitimin ve başarının kişisel hayattaki ilgi artı merakla olacağına inanan biriyim. Öğrendikçe, dinledikçe, gördükçe ve en çok da çizdikçe hayatı anlamlı kıldığımı, ne kadar derinde yüzgeçlerimi hissedersem o kadar mutlu olduğumu düşünen ve buna göre yaşayan biriyim. Sizler de benimle ve terspektif bir bakışla ArtNiyetlerime ortak olursanız çok sevinirim.

Henry Cavill ve Millie Bobby Brown Başrolde

Aşk 101 Dizi İncelemesi