içinde ,

Geceler Uzatılsın Lütfen…

Belli dönemlerde insanın içinden duygular taşar. Kimi ağlar ve gözyaşı olarak doğaya salar bu hissiyatları, kimi de yazıya döker, beyaz kağıtlara akıtır gözyaşlarını. Gerçi artık teknolojiyle birlikte beyaz kağıda cümleler dökenler azaldı ancak her şeyde olduğu gibi bunu da hayal edip düşünmek bile mutlu ediyor insanı. Her şey hayal olmaya, birbirinden uzaklaşmaya başladı ve yalnızlaştık iyice. Ruhumun mengeneler vasıtasıyla işkence gördüğü zamanlardan birkaç cümle bırakıyorum buraya. Ara ara uğrarım yine. Şairin dediği gibi; camdaki buğumuza yazalım, geceler uzatılsın lütfen…

Gece, karanlık, sessizlik, derinlemesine yalnızlık. İnsanlar böyle görür o geceleri ama aslında öyle değiller. Gece, huzurun ta kendisidir. Ruhun nadasa bırakıldığı, beynin 7/24 çalışmasına rağmen, sigara ya da şekerin verdiği hazdan daha fazlasını hissettiği o dakikalar ve saatler. Ben çok mutluyum geceleri ve ağlıyorum. Bu ağlamaların şekilleri değişkenlik gösteriyor. Bazen gözyaşı halinde, yer çekimine yenik düşüp yere kapaklanıyor, içi dezenfektan kaplı o şeffaf damlalar. Bazen de ruh çekimine kapılıp yüreğime doğru sürükleniyor, iç içe geçmiş hemoglobin yığınları. Yağmurun tenteye damlaması gibi kan damlıyor kalbimin çatısına. Ve o küçük titreşim o kadar zarar veriyor ki ruhuma, titriyorum bu yüzden ben geceleri. Mutluyum, ağlıyorum, titriyorum, üşüyorum. Ve sonucunda düşüyorum. Yüksek kayalıklardan değil, mantığımın en tepesinden,ruhumun derinliklerine doğru. Ya çok yüksek bir yer burası, hala sonuna varamadığım, ya da çok yavaş bir düşüş bu, belki de son nefese kadar düşeceğim yeri göremeyeceğim. Bedenim değil ruhum üşüyor. Bedenim üşüse hipotermi olur ve sonu belli. Ruhun üşüdüğü zaman ne olacağını bilemiyorsun ki. Her sıkıntı, her dert, sonunda stres durağına ulaştırır ruhunu. Stres aşağı yukarı hastalıkların tetikleyicisidir. Aşırı yalnızlık da stresin. Ne kadar basit bir döngü değil mi? Kalbinin etrafında bir güve gibi döner durur yalnızlık. İnsanlarla karşılaşırsın, gözleri yaşlıdır. Konuşursun, tanırsın onu ve hayatında olsa dünyayı ortadan ikiye bölüp, ‘seç istediğini’ diyebileceğin biridir. Onu üzen ise beş para etmez bir dangalaktır. Kendi kendine düşünürsün, ‘Ben olsam neler yapardım onun için’ diye. Ama değilsin ve olamayacaksın da. Zaten yalnızlığın ağırlığı basarken ruhunun derinliklerine en acı biberleri, yakarken canını bir cam kesiği misali, üstüne bir de bu geç kalmışlıkları eklediğinde, 4’ten fazlası ediyor 2 ile 2’nin toplamı. Hem de çok fazlası. Sonra geceye sığınıyorsun. Melankolik, uyuşturucu kullanmadan uyuşukluk etkisi gösteren ve hayal kurduran müzikler. Hele bir de yağmur varsa değme yalnızlığın, artık çürümeye başlayan ve senin fark edemediğin ruhunun keyfine. Beyninin bloke ettiği, seni o derin çukura sürükleyen bu durumdan haz duymaya başlarsın ve bir tek temennin kalır hepsinden geriye, umudunu keskin bir düşünceyle son buldurduğun için. Gündüzleri çok kalabalık, insan gürültüsü beni yoruyor, sesler rahatsız ediyor, insanlar ürkütüyor beni karşıma çıkınca aniden. Geceler Uzatılsın Lütfen…

Ne düşünüyorsun?

Kerim Of tarafından yazılmıştır.

Başlangıç; 1984, bitiş; henüz hesaplanmadı. Önemli olan keyif almak ve anı biriktirmek. Kısacası basitçe ve huzurla yaşamak...

BBC First, 27 Mayıs’ta Türkiye’de Yayın Hayatına Başlıyor

‘Tenet’ Ertelenirse, Birçok Film Bu Durumdan Etkilenecek